Create an Account
Bvlgari Man In Black Kullanıcı Yorumları

Bvlgari Man In Black Kullanıcı Yorumları

2019-11-29
Posted by View: 8

60, 100 ve 150 ml’lik şişelerde sunulan Bvlgari Man In Black, özellikle genç ve orta yaş erkek grubunun tercih ettiği, genel olarak olumlu değerlendirilen bir parfüm. Piyasada fiyatlardan ötürü 100 ve 150 ml’lik şişeler tercih ediliyor olsa da, ilk denemek isteyenler 60 ml’lik şişeleri satın alıyor.

                Ürünün kalıcılığı hemen her kullanıcı tarafından onaylanmış durumda. Sümbülteberin üst notada yer aldığı parfümün alt notasında amber bulunuyor. Fransa’dan Türkiye’ye, İspanya’dan Yunanistan’a, tam anlamıyla Akdeniz ve Akdeniz erkeği için yaratılmış parfüm, işte, sporda, eğlencede ve kısacası her yerde ve etkinlikte kullanıma müsait.

                Ürünle ilgili tek olumsuz görüş, bazı kullanıcıların ifade ettiği ve rahatsızlık belirttiği bir durum: Ürün, ilk sıkıldığında ağır bir koku veriyor; ancak en fazla yarım saat içerisinde beklenen o orijinal ve eşsiz koku yerini alıyor. Baharatların kokusu ilk etapta bazı kullanıcıları rahatsız edebilecek olsa da, ardından gelen çiçek kokuları özel bir aroma hissini beraberinde getiriyor. Amberin alttan gelen hafif kokusu, baharat ve odun birleşimini olabildiğince iyi bir noktaya ulaştırıyor.

                Akdeniz’e özgü, oryantal çiçek kokusu arayan erkeklerin mutlaka denemesi gereken bir ürün olarak Bvlgari Man In Black, özel günlerde hediye edilebilecek kalitede. Ayrıca fiyatıyla müşteri memnuniyeti birlikte değerlendirildiğinde, oldukça iyi bir performans sergilediği de rahatlıkla iddia edilebilir. 2014’ten beri erkek tenini süsleyen bu parfümü deneyip denememe konusunda şüpheniz varsa, bizim önerimiz almanız yönünde…

Continue Reading No Comments

Giorgio Armani Si Kullananlar

2019-11-28
Posted by View: 10

Dünya çapında tüm kullanıcıları tarafından büyük bir beğeni toplayan Giorgio Armani Si EDP, piyasaya çıktığı günden bu yana kendine mahsus bir kitleyi ele geçirmiş durumda. Şaşırtıcıdır ki kadın parfümleri arasında Giorgio Armani Si kullananlar, bir başka seçeneğe çok zor yöneliyor. Kısacası bu parfüme dair olumsuz yorum bulmak çok güç…

                Hemen her yaştan kadına hitap eden bu parfüm, daha çok orta yaş kitlesi tarafından tercih ediliyor. Kalıcılığı itibariyle, mesaiye başlayıp akşamın sonuna dek parfüm kullanma ihtiyacı duymak istemeyenler için son derece ideal bir seçenek.

                Olumlu yorum yapan ve şişesi bittiğinde tekrar Giorgio Armani Si alanlar, özellikle meyve kokularına düşkün olanlar… Siyah frenk üzümü ve mandalinanın eşsiz uyumu Giorgio Armani Si şişesinin içinde yer alıyor. Şunu hatırlatmak isteriz: Üst noktalarda mandalina kokusu içeren birçok seçenek mevcut. Belki daha hesaplı olan bu seçeneklerden birini deneyip memnun kalırsanız Giorgio Armani Si’ye geçebilirsiniz.

                Giorgio Armani Si, gün içinde tekrar ve tekrar kullanım ihtiyacı hissetmeyeceğiniz bir ürün. En azından ürünü önerenlerin neredeyse tümü bu özelliği vurguluyor. Ayrıca mevsim veya ortam bazlı olarak her koşulda kullanılamayan ürünlerden de değil; zira içeriği meyvemsi ağırlıklı olsa da, işte de eğlencede de kullanılabilecek kıvamda. Giorgio Armani Si EDP dışında Intense ve Fiori de denenmeye değer ürünler arasında yer alıyor…

Continue Reading No Comments

Carolina Herrera Good Girl RED Kullananlar

2019-10-31
Posted by View: 42

Dünyaca ünlü Venezüellalı moda tasarımcısı Carolina Herrera’nın ismiyle çıkan Good Girl Red, piyasanın en iddialı parfümeri ürünlerinden birisi… Her şeyden öte parfümün şık tasarımı, yatak veya giyinme odasının uygun yerinde bir dekor gibi kendisini gösterebilecek kalitede. Herrera’nın adı, artı şık tasarım; peki kullananlar parfüm için ne diyor?

                2016 yılından beri 50 ve 80 ml’lik şişelerde sunulan Good Girl serisinin sonuncusu RED olarak sunulmuştu. Velvet ve klasik ürünlerden ayrı olarak RED, daha kadınsı bir koku vaat ediyor. Çiçek kokularından yasemine ilgisi olanların tercih ettiği parfümün orta notasında hissedilen kakao nadiren eleştirilmiş olsa da, Meksika’ya özgü sümbülteber ile yaseminin uyumu alkışı hak ediyor.

                Ürünün tasarımı son derece özgün ve şık, ama bazı kullanıcılar tarafından eleştiriliyor da. Özellikle çantada taşınmaya müsait olmadığı yönünde görüşler bulunuyor.

                Carolina Herrera Good Girl RED ile ilgili en şaşırtıcı yorumlar ise orta ve düşük notada hissedilebilen tonkaya dair. Birçok kullanıcı, ilerleyen saatlerde yasemin ve tonkanın kalıcılığından bahsederken, ikisinin uyumunu da olumlu buluyor. Buna karşın daha önce belirttiğimiz sümbülteberin tonkaya göre daha çabuk etkisini yitirdiğini anlayabiliyoruz.

                Fiyatlarla ilgili de bazı eleştiriler mevcut. Her ne kadar deneme (tester) ürünleri görece hesaplı olsa da, tümüyle uçucu olduğu ve birkaç saat içinde kokunun tümüyle gittiğine dönük yorumlar da bulunuyor. Orijinal parfümü satın almadan önce çok daha hesaplı deneme parfüm almanızı önerebiliriz.

Continue Reading No Comments

Burberry Classic Yorum

2019-10-21
Posted by View: 77

Burberry desenli kumaşlar çok meşhur artık. Sanırım ekose desen oluyor, deniyor. Erkek ve bayan için ayrı renkler veya renk tonları oluyor ama aynı tonlarda kullanılıyor olabilir.. Ekose denince iskoç erkeklerin giydiği etekler akla gelmeden olmaz 

. Arap kardeşler gibi onlarda bayanlarla iyi empati yapıyorlar 

Yani giyip gezmek isterdim ama toplum baskısını da göz önüne almak lazım maalesef. Hayırlısı.. Bu arada pek çok ekose etek çeşidi varmış İngiltere’de ama bunların kimini sadece kraliyet ailesi kullanabiliyor diye bir yazı okumuştum.

Parfüm çok güzel başlıyor, ama bu parfümde, bozuluyor kokusu ilerleyen zamanlarda, genel olarak. Nasıl bir koku derseniz aromatik, biraz fresh/canlılık, güzel bir baharatımsı incelikli keskinimsilik, çok hoş başları. Böyle devam etse bırakılmayacak, sıkca kullanıma uğrayacak bir parfüm kimilerince. Bu haliyle bile sevenleri var, yani başlangıcından sonra sentetikleşmesine rağmen..

İlk başta, ya sentetik diyorlardı bu mu diyorsunuz, ama ileriki 15-20 dakikada sentetiklik hissedilmeye başlıyor. Bu süre hava sıcaklığına göre değişebilir, ben kimi klimalı ortamda yazın denedim kokuyu. Koku bence kışlık gibi duruyor. İlk başları 4 mevsime benziyor ama.

Sonra sentetiklik başlıyor dediğim gibi ve doğallık az da olsa ek olarak eşlik ediyor. 1-2 saat sonra doğallık biraz daha ön planda gene ama sentetiklik hatırı sayılır düzeyde var ve çok çok da rahatsız etmese de benim şu an tercihim olacak bir parfüm değil.. Yani kimi sentetik kokular daha rahatsız edici olabiliyor ama bu parfümde daha az rahatsız ediyor beni..

5.saatte koku azaldı ama var tende. kıyafette daha uzun olacaktır. Ömür performansı fena değil.. giderek erkeksi bir kokuya dönüştü, erkek terimsi koku, bu koku sentetikliğe vücudun verdiği tepkiden de olabilir..

Kimi şişelerinde altta LONDON yaıyor, sakın BURBERRY – LONDON FOR MEN ile karıştırmayın. Sadece üretildiği veya merkezi London’u kastediyor..

London for Men çok övülüyor kimi özellikleri. Alacağım parfümlerden. BURBERRY BRIT ile de tanıştım ve güzel koku , incemsi aromatik..

Continue Reading No Comments

Erzincan 59. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığı

2019-09-17
Posted by View: 198

Geçtiğimiz yıl çıkan yasayla 1993 ve üzeri yıllarda doğan tüm herkesi kapsayan bedelli askerlik modelinden faydalanarak askerlik görevimi Erzincan‘da tamamladım.

Gitmeden önce internette yaptığım araştırmalar sırasında bir yığın bilgi kirliliğiyle yüzleşmiştim. Giden gitmeyen herkes gereksiz bilgilerle ortalığı dolduruyor, bu nedenle asıl faydası olabilecek bilgiler geri planda kalıyor. Gittim, gördüm, yaşadım, deneyimledim ve sizlere bu yazıyı hazırlama ihtiyacı duydum. Aynı sıkıntıları yaşamamanız adına, başınıza geleceklerler hakkında biraz bilgiler vermek istiyorum 🙂

Çok duymuşsunuzdur, “beyninizi, mantığınızı ve kimliğinizi nizamiyede bırakın” diye. Bu oldukça yerinde bir söz 🙂 Hayatınız boyunca silsile sisteminin en ham haliyle sanırım burada karşılaşıyorsunuz. Akıllı telefon olmadan, dünyadan habersiz ve devletin sunduğu kısıtlı imkanlarla geçirdiğim 21 gün hakkında bilgi vermeden önce, askerlik görevini 1 aydan bile uzun yapmış herkesin önünde saygıyla eğiliyorum. Eskiden teknoloji ve haberleşme bağımlılığı bu denli gelişmiş değildi, o nedenle yazımı okuyan ve askerliğini bu çağdan önce yapmış kişiler dediklerimi anlayamayabilirler. Ben yine de her kim olursa olsun bu görev altında yer almış-alacak herkese aynı saygımı iletiyorum.

Ben burada Erzincan 59. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığı‘ndaki deneyimlerimi aktaracağım. Aslında diğer kışlalarda da benzer şeyler yaşayacaksınız. O nedenle bedelli olsun olmasın askerlik yapacak herkesi ilgilendiren detaylar olacağına inanıyorum. Hazırlıklı olmanızda fayda var.

Sevk Başlangıç Süreci

Seçim nedeniyle 3-4 gün daha sarkan celp dönemimizin sevk başlangıç tarihi 3 Nisan’da başladı. Gitmeden önce bu tarihler konusunda herkesin kafası karışıktı. Ne zaman teslim olacağız, ne zaman terhis olacağız, herkesin aklında aynı soru.

Ben kendimden örnek vereyim. Sevk başlangıç tarihim 3 Nisan’dı. İstanbul’da ikamet ettiğim için ve İstanbul-Erzincan arası 800 km’nin üzerinde olduğu için 2 gün yol izni verildi. Giriş yapacağım son tarih 6 Nisan olmuş oldu. Bulunduğunuz şehirlerin durumuna göre sevk belgenizi almadan önce kendi bilet planınızı bu şekilde yapabilirsiniz. E-Devlet’ten sevk belgesi alacaksanız, E-Devlet’te kayıtlı olan ikametgah belgeniz baz alınıyor ve izin süresi buna göre hesaplanıyor. Sevk belgenizi almak için askerlik şubesine giderseniz de gittiğiniz askerlik şubesine göre yol izniniz belirleniyor.

Bilet alma süreci

Sevk tarihlerinizi ayarladınız, biletler pahalanmadan biletimi alayım dediniz. Tavsiyem kesinlikle esnek bilet almanız. Çünkü biz ilk başta sevkimiz 31 Mart’ta başlayacak zannediyorduk. Biletleri ona göre aldık ve alınan erteleme kararıyla havayolu şirketlerini bir güzel zengin ettik, şehrin otellerini erkenden gidip kalkındırdık.

Dönüş biletinizi ise bence gitmeden almayın, alacaksanız da esnek ya da rezervasyon yaptırın. Çünkü yemin töreni tarihleri değişiklik gösterebiliyor. Buna yazımın sonuna doğru yemin töreni bölümünde değineceğim.

Nizamiye’den ilk giriş

Erzincan’a uçak seferleri az olduğundan teslim olma tarihimize yakın mantıklı bir bilet alternatifi yoktu. Bu nedenle Atatürk Havalimanı’nın son yolcularından olma kafilesine katılarak 4 Nisan’da uçuşumu gerçekleştirdim. Daha önceden Whatsapp grubunda tanıştığım arkadaşımla da havalimanında bekleme salonunda buluştuk. 2 gün şehirde zaman geçirdik ve 6 Nisan tarihinde teslim olduk.

Ben biraz teknoloji detoksu olsun diye cep telefonu götürmedim. O nedenle bitkisel hayatta yaşadım denilebilir. Daha İstanbul’da havalimanına giderken bile kendimi çıplak hissettim 🙂 Saate bakmayayım, zaman çabuk geçsin diye kol saati bile takmadım. Bu çılgın deneyimi yaşamanızı tavsiye ediyorum kesinlikle 🙂

Gelelim nizamiyeden ilk girişe. İstanbul’da tanıştığım ve 2 gün birlikte zaman geçirdiğim arkadaşımı nizamiye kapısından girdikten sonra bir daha asla göremedim 🙂 O nedenle şehirde tanıştığınız arkadaşlarınızla aynı bölüğe düşmedikten sonra karşılaşmanız çok zor. Bu kısımları da detaylıca açıklayacağım. Konuyu fazla dağıtmak istemiyorum.

Nizamiyeden girişte tabii ki ilk soru cep telefonu. Dünyayı sadece “Android”den ibaret sandıklarından “Android’i ve sivil hattı olanlar PTT ile geri göndersin ya da emanete bıraksın.” sözüyle ilk başlangıcı yaptık. Bende hiçbir şey olmadığından bu aşamayı Fast Track ile geçtim. Aynı şekilde yiyecek, içecek ve ilaç sokulmasına da müsade edilmiyor. Bunları tamamen atmak zorundasınız. Telefonları şehirde teslim alan emanetçiler de oluyor. Askeri malzemeler satan yerlere sorun mutlaka, onlar da belirli bir ücret karşılığında teslim alıyor. Hatta kaldığınız otel bile.

Akıllı olmayan ve kamerası olmayan telefonu, Turkcell‘in Askercell tarifesiyle kullanabiliyorsunuz. Askercell tarifesine geçmek ücretsiz ama yeni hat ücreti 100 TL. Askercell‘i bir tarife olarak düşünebilirsiniz, sadece Turkcell‘in sunmasına izin verilmiş. Hattınız kontörlüyse yeni hat almadan da geçiş yapabilirsiniz, ama benim taahhütüm vardı, bu adımı atmadım. Hattın özelliği sadece mesai saatleri dışında (akşam 18:00’dan sonra) tanımladığınız 5 numara ile görüşebiliyor olmanız. Data erişimine tamamen kapalı ama sms alıp gönderebiliyorsunuz. Ayrıca Nizamiye kapısında Askercell tarifeli Turkcell hat satan standlar da bulunuyor.

Benim gibi telefon tercih etmeyenler ise ankesörlülerle yola devam ediyor. Orada da garip garip şifreli telefon kartları bulunuyor. Ben onlara hiç bulaşmadan Türk Telekom‘un orjinal ankesörlü telefon kartını aldım. Kışlada bolca ankesörlü bulunuyordu, o nedenle sıra bekleme gibi bir durum olmadı. Zaten cep telefonları olanlar yüzüne bakmıyordu. Ankesörlü tarifesi biraz pahalı, ben genelde arayacağım numarayı arayıp, beni bu numaradan geri ara diyordum. Ankesörlü telefonların dışarıdan çağrı kabul etme özellikleri var. O nedenle bilgisizce size daha ucuz olduğu vaad edilen ve başka santraller üzerinden güvensiz ve kalitesiz bir biçimde bağlantı sunan şifreli çözümlerden uzak durmanızı tavsiye ederim.

Artık sınırların içindeyim

Girdiğimiz ilk anda ön kaydın alındığı sırada Erzincan‘da yataklarımız ve bölüklerimiz çok önceden belirlenmiş gibiydi. Görevini Ankara Mamak‘ta yapan bir arkadaşım ellerine numara verdiklerini ve yanındaki arkadaşlarıyla aynı yerde kaldıklarını söylemişti. Bizde öyle bir şey olmadı. Direkt bölüğümü sevk belgeme damgaladılar. Sonra görevli bir asker, “bak bunlar aig, peşlerine takıl” deyip beni sürünün içine soktu 🙂 Onun daha sonra “Ateş İdare ve İleri Gözetleyici”nin kısaltması “A.İ. ve İ.G.” olduğunu öğrendim.

Burada dev bir kalabalık, hepsi bizim bölükmüş, 400’den fazla kişiyle tugayın en kalabalık bölüğüydük. O kadar kişiyi yarım kapasite bir otobüsle grup grup taşıdılar. Ve sonra süreç başladı 🙂

Bekle, bekle, bekle

Askerliğin yarısı beklemek demişlerdi, ama meğer yarısından fazlası beklemekmiş. Kayıt işlemlerimiz yaklaşık 4 gün sürdü. 5. gün kamuflajı giyebildim. Bu süre boyunca her gün sabah, öğle, akşam içtima – hiç duymadıysanız emin olun tanıştıktan sonra bu kelimeyi bir daha ağzınıza almazsınız 🙂 – alındı. Bir de şunu başaranlar vardı: iştimada kitap okuyan kısa dönem er; yeni denk geldim, benim de karşılaştığım ve aklımda olan bir konuydu 🙂

Kayıt işlemleri boyunca her gün nizamiyeye gittik. Diğer bölüklerin işlemleri için 10 kişi alıyorlarsa, bizden 2 kişi alıyorlardı. Sürekli birileri bağırıyor, birilerini topluyor. Ama bizim AİİG’den ses seda yoktu 🙂

Yaklaşık 2 gün hiçbir işlemimiz yapılmadan her gün nizamiyeye yürüdük (yaklaşık 2 km var sanırım). Yemek saatlerinde tekrar bölüğe geri geldik. Sonra içtimayla tekrar nizamiyeye gittik. Otobüs ilk gün vardı, sonra az görür olduk, sonra da hiç 🙂

Daha sonra bölük parça parça bir hal almaya başladı. Tertip kaydını yaptırıp, aşı olmayanlar; tertip kaydını yaptırmayıp, aşısını yaptırıp, RDM’ye gitmeyenler gibi bir çok kombinasyonları deniyorlar 🙂 Kalabalık bölük olmanın avantajı belki de buradaydı aslında, ilk 4 gün sadece bekleyerek geçti. Bölükte kamuflajını alanlar eğitime giderken, biz sadece bekliyorduk.

5. günün şafağı

Askerliğin beşinci günüydü ama 21 günlük sürenin izinler de dahil 1. haftasını doldurmuştuk. Artık askerlik başlıyordu. Kalk saatimiz bazen 5:30, bazen 06:00, haftasonları ise 07:00’dı. Bu bilgi içtimalarda güncel olarak veriliyor zaten.

O gün ilk kez eğitim alanına çıktık. O da bi 2 km var neredeyse. Yürüyüşlerle, marşlarla; aslanlar, kaplanlar, canavar bunlar, hey hey hey!

İlk kez tam kadro kamuflajlı eğitim alanındaydık ama yine eksik işlemler çoktu. Arada onları da yapmaya devam ettik. Attığım imza sayısının ve doldurduğum formun haddi hesabı yok 🙂

Beklemekten usandıran içtimalar ve “çök” komutları

İçtimalar ilk günler kimin gelip gelmediği belli olmadığından 1 saate yakın sürdü. 400 kişinin ismi Erzincan’ın bir sıcak, bir derin soğuk havası eşliğinde okunuyordu. İki üç günde suratımız, dudaklarımız renk değiştirdi ve kabuk bağladı. Yanınızda olması gerekenler listesinin başında güneş kremi ve nemlendirici geliyor kesinlikle. Kışın bile olsa mutlaka yanınızda olsun, Erzincan dört bir yanı dağlarla çevrili bir yerdi. Munzur ve Keşiş Dağları‘nın arasında. Dağlarda kar hiç eksik olmadı. Gün ışığı kar ve rüzgar etkisiyle bizi bir güzel kavurdu 🙂

İçtimalarda olan şeyler genelde duyurular, 4-5-6lı sıraya girilmesi, kişi sayımı, yemek duası, komutanlarla feedback alışverişleri gibi şeyler oluyor. He bir de tugay içtiması var. Onda da cümbür cemaat tören alanında toplanıp saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla günü kapatıyorduk. Bir planı olduğunu görmedim. Bazen var bazen yok. Yağmur yağınca her şey iptal zaten. Haftasonu bile olabiliyor bu tugay içtimaları. Yat içtiması ise ilk başlarda dışarda karanlıkta ve soğukta uzun uzun alınıyordu ama sonra gelen isyanlar üzerine koğuş koridorlarında alınmaya başlandı.

Bir yere gidilmeden önce bölüğünüzün önündeki/yakınındaki içtima alanında toplanılıyor ve gidilecek yere sürüyle gidiliyor. 400 kişi olunca en arkadan ya da en önden gelen emirler sıranın diğer ucuna aşağıdaki videodaki dayı gibi ulaştırılıyordu. Yani kafayı sıyırmış gibi “Durun beyler” diye bağırmak yerine “cas cas galeeey” lerle, minik şakalarla, sevimliliklerle eğleniyorduk.

“Çök” komutları ise en nefret edeceğiniz şey olacak. Birnevi Squad gibi. Bir kişi bile zamanında çökmezse, herkes aynı anda çökene kadar Squad’a devam ediliyordu. Neden çöküyoruz? Çünkü arka taraflara ses gelmiyor. “Devletimizin imkanları” megafon alacak kadar güçlü değilmiş. Arada üst düzey biri bu komutu verdiğinde çökmeyenlerin başına türlü sevimlilikler de gelebiliyor tabi 🙂

Tertip skalası

Bölüklerde Türkiye’nin dört bir yanından kozmopolit bir yapı hakim. İstanbul’dan gelenler ağırlıklı gibi görünse de nüfus açısından düşünülünce mantıklı bir dağılım yapılmıştı. Gelmeden önce herkes bir şirketin CEO’sudur, girişimcidir, ünlü sanatçıdır vs diye düşünüyorsanız, benim gibi çok polyannasınız 🙂 Sadece yemin töreninde Aydın Doğan‘ın geldiğini gördüm, meğer torunu Aydın Doğan Yalçındağ da bizimle aynı dönemmiş. Ama kendisini hiç göremedim. Belki bir gün Kolektif House‘da görürsem tertiplikten konuyu açarım 🙂 Kendisi şu anda BLU TV platformunun CEO’luğunu üstlenen genç bir girişimci.

Tugayın tamamı bedelli askerdi. Yaklaşık 2500 kişi sanırım. Aralarda serpiştirilmiş uzun dönem ve kadrolu askerler de vardı. Yaş skalamız 25-47ydi. Bir kahraman dayımız vardı. O zamana kadar nasıl kaçtı bilinmez ama son gün havaya fırlatılırken görmüştüm 🙂

Hızlandırılmış temel eğitimler

Bedelli Askerlik hizmeti kapsamında bize temel askerlik eğitimi veriyorlar. “Hızlandırılmış Askerlik Kursu” da denilebilir. Ama o kadar hızlandırılmış ki müfredattaki çoğu şeyi görmedik 🙂 O derece hızlıydı. Tahtada “Çanakkale Savaşı ve Atatürk Dersi” vardı ama dersaneleri sadece molalarda dinlenmek için kullandık.

“Tüfeksiz Hareketler Serisi” adı altında bazı beden hareketleri yaptığımızı hatırlıyorum. Sonra onlara ne oldu bilmiyorum. Tekmil nasıl verilir, rütbeler nelerdir, tören yürüyüşü nasıl yapılır, silah nasıl kullanılır, atış nasıl yapılır gibi temel şeyler gördük. Ama tekrar tekrar.

Genelde yarım saat eğitim görüp 1 saat mola verdiğimiz zamanlar da oldu o konuda bir şey diyemiyorum ama Perşembe günleri “Gece Eğitimi” adında ek bir eğitim daha vardı. O gün kesintisiz 16 saat ayakta ve soğukta kalmıştık. Gece Eğitimi birnevi “hava kararınca nasıl asker olunur”u anlatıyordu sanırım. Sanırım diyorum çünkü kitaptan bir asker çıkıp okumuştu. O yorgunlukta bir kelimesini bile dinlediğimi sanmıyorum. Düşündüğüm tek şey oturup sıcak bir yerde dinlenmekti artık. Eğitimler ortalara doğru iyice “Part Hard” olmaya başlamıştı aslında. Yoran şey eğitimlerden ziyade boş boş ayakta beklemekti belki de. 10 dakika bir şey anlatılacak diye 1 saatten fazla içtima beklediğimiz bile oldu. Tabi beyini nizamiyede bıraktığınız için bunları sorgulama gereği duymuyorsunuz 🙂

Mıntıka, Temizlik ve Sigara

Evet en çok sevdiğiniz bölüme geldik. Ama sigarayla başlayayım önce. Çevrem bilir, sigara kokusuna bile tahammül edemem ve tıkanırım. Hayatımda da hiç içmedim. “Sigara İçilmez” yazısı askeriyede biraz muaf. Komutanlar içtima sırasında içilmesine bile göz yumuyordu ilk başlarda (sonra şikayetler gelince denetim sıklaştı). Ama her yerde sigara içiliyor. Eğitim alanında dinlenmek için oturduğunuz bir yere pat diye yanınıza biri oturup suratınıza doğru üflemekten çekinmiyor. Banklarda oturmak hayal oluyor biraz bizler için. Bu yüzden soğuk taşın üstünde ya da yerde oturduğum çok olmuştur. “Kardeşim az ötede içer misin?” demeye bile takatiniz kalmıyor bir zaman sonra. Disipliniyle övünülen askerlikte tam tersi sigara fazlasıyla özendiriliyor bile diyebilirim. Hatta bir gün anlamsız bir biçimde “astım hastaları” sıradan çıksın dendi ve herkese sigara içmesi söylendi. Sebep: Fotoğrafını çekeceklermiş. Böyle şeyler de oluyor yani.

En güzeli de çoğunluk sigarayı içer içmez yere atıyor. Ben genelde yolda giderken çöp kutusu bulamadığımda minik kağıt parçasını bile cebimde eve/ofise kadar götüren biriyim. Bunu bile sorgulamaktan vazgeçtim 🙂 Biz 400 kişi olduğumuz için haydi mıntıka dendiğinde kimin ne yaptığı belli olmuyor. Elbette hiçbir zaman sigara toplamadım. Pet şişe, kola şişesi vs görünce alıyordum. (Evet onları bile yere atıyorlar)

Temizlik ise genelde gönüllülük esaslıydı. Eğitimlerde boş boş ayakta bekleyip kendini yormak ya da biraz temizlik yapıp sonra dinlenmek arasında seçim yapanların savaşıydı daha çok. O nedenle hiç tuvalet ya da koğuş temizliği de yapmadım. Hep eğitim alanındaydım.

Nöbet, Koğuşlar ve Uyku Kalitesi 🙂

Nöbetler bizde koğuş nöbetinden ibaretti. Koğuş 60 kişilikti. Nöbet sırası bana bir kez geldi o yüzden. O da 19:00 ve 21:00 saatleri arasındaydı. Gece de 2 saatlik nöbet tutanlar olmuştu yani. O biraz sizin şansınız.

Koğuşlarda ranzalar var. Üstte yatanlar için merdiven düşünülmemiş. Kendi tırmanma tekniğinizi bulmak zorundasınız 🙂 Çarşaf, battaniye ve yastık kılıfları ilk gittiğimizde hazır haldeydi. Sonrasında ise Çarşamba günleri değiştirdik. Yani haftada bir kez. Kendi yastık kılıfını getirenler de olmuştu bu yüzden. Mavi renk olmasına dikkat edin mutlaka.

Uyku kalitesi ise bir şans. Horlama seslerinden bir senfoni orkestrası da duyabiliyorsunuz. Ben KYK yurdunda kaldığım için ışığa ve sese karşı alışkındım çok etkilenmedim ama uyku sorunu yaşayanlar oldu. Yat saatinden sonra gece lambası yanıyor ve onu söndürmek yasak. O ışığa da alışmanız gerekebilir.

Atış Serbest!

Hayatında eline hiç silah almamış biri olarak silahla tanışmamı G3 tipi silahla yapacak olmanın verdiği endişe, yerini akabinde “atış yapmama yöntemlerini bulmaya” bırakmıştı. Ama zorunlu olarak herkese 3 atış yaptırdırlar. Eğer silah fobiniz varsa bunun gereksiz ve boş olduğunu söyleyebilirim. Eğitim sırasında üst düzey güvenliği sağlamak için sizi biraz korkutuyorlar. Yani silahı sıkı tutmazsan geri teper elmacık kemiğin parçalanır, omzun çıkar gibi şeyler. Ya da doğru tutmazsan kurma koluna elin sıkışır gibi şeyler. Ama hepsi aslında silah nasıl doğru tutulur’u size göstermek ve aklınıza kazımak için.

Soğuk bir Erzincan gününde otobüslerle 5-10 km uzaklıktaki atış poligonuna parça parça taşındık. Poligon dağın eteğinde yüksek bir yerdeydi. Gider gitmez dolu yağışı başlamıştı. Ama artık geri dönüş yok 🙂 Buz gibi havada atış için 10’arlı sıralar haline girmeye başladık. Sıra geldiğinde “yat” komutuyla birlikte tüm eğitimler film şeridi gibi geçmeye başladı 🙂 Komutlarla birlikte size öğretilenleri yapıyorsunuz. Tüfeği tepmesin diye öyle sıkı tutmuşum ki hiç sarsılmadı bile. Sesini o sırada duymamışım bile 🙂 Ben 3 atış yaptıktan sonra yanımdaki arkadaşın son attığı kurşun kulağımı çınlatmıştı sadece. (Zaten ihtikakınız olarak kulak tıpası da veriyorlar) Onun dışında korkulacak ya da endişe duyulacak bir olay yaşanmadı. Tabi kağıdı hiç tutturamamış olmam şaşırtmadı. Umarım dağa bir şey olmamıştır 😀

Atış konusundaki temel amaç sizi silahla ilk kez tanıştırmak zaten. Nereye attığınızı pek önemsemiyorlar zaten. İnceleyen de olmuyor. Toplum içinde rezil olma korkunuz da olmasın, çünkü “ahahaha hiç atamadım olum” şeklinde geçiyor muhabbetler 🙂

A la carte yemekler 😛

Blogda tuttuğum en uzun yazı olabilir sanırım ama daha anlatacağım şeyler var. O da çok merak edilen yemek konusu. Bizim tugayda yemekler dışardan geliyordu (yani askerler yapmıyor). Özel bir işletme süreci yönetiyordu. Sabah-Öğle-Akşam 3 öğün şeklinde günde 4000 kalori alabileceğiniz şekilde kurgulanmış. İçinde şap vs. yok, bu gıda mühendisi tarafından da duyurulmuştu.

Bizde kahvaltı çok zayıftı. Minik reçel ve tereyağ, mermi sertliğinde zeytin ve ek şeyler. Sünger omlet falan da gördü bu gözler. Sabah kahvaltısı yerine öğle yemeğinde poğaça yediğimiz de oldu. Ama lezzetliydi bence. Öğle ve Akşam sürekli et yemeği çıkıyordu. Beklediğimden iyiydi. Beklentinizi düşük tutarsanız karşılaştığınız yemek oldukça iyi geliyor zaten. Bazıları tabldotların yağlı, kirli, ıslak olduğundan vs. şikayet etmişti ama ıslaklık dışında ben tek tük karşılaştım. O en lüks lokantada bile olabiliyor bazen. Şartlara göre oldukça iyiydi.

Zaten unutmamak gerek ki burası askeriye, otel ya da gençlik kampı değil. Savaş sırasında kimse çataldaki ıslaklığa bakmıyordur. Sonuçta bu eğitim sizi böyle bir ortama hazırlamak için var. Bazı arkadaşlar çok fazla konfor bekleyen feedbackler vermişti içtima sıralarında. Ben o soruları soran arkadaşlar adına bile utandım zaman zaman. Olabileceğinin en iyisi ve tam zamanındaydı. Aksadığı olmadı. 400 kişiyseniz ve 4 takım bölünmüşseniz bir gün ilk giren siz, bazen de yarım saat sonra giren de siz olabilirsiniz.

Sosyal İmkanlar ve Kantinler

Bizim tugayda sinema salonu bile vardı. O beni şaşırttığı için önce onu söylemek istedim. Oyun salonu olduğu da söylenmişti ama ihale süreçleri vs. den dolayı kapalıydı. Zaten bu saydığım yerler bizim bölüğe uzak yerlerdi. Pek faydalanamadık desek yeridir. Biz sonradan eklendiğimiz için bizim ne kantinimiz vardı, ne gazinomuz ne de oturmaya yerimiz. Çimlere uzanmayı böcek sokması riskinden dolayı yasaklıyorlar. Aslında sürekli yorgun olmamızın sebebi buydu. Tek konforlu oturduğumuz yer yatağımızdı.

Televizyonu sadece Tabldot adı verilen 5-10 masalık bir kantinde görüyorduk. (Ana kantin gibi bir yer burası bu arada ve 2500 kişiye hizmet vermeye çalışıyor). Tost, pizza tost, döner, sandviç, çay, tatlı, çiğ köfte, simit, poğaça gibi şeyler satılıyor.

Bizim bölükte kantin olmadığı için daha çok mobil araç kantinleri meşhurdu. “Akbabalar, ölücüler” gibi isimleri de var 🙂 Sebebi ise biz nereye gidersek onlar da oralara geliyorlardı. Biz eğitim alanına çıkmadan bile oraya gidip bizden önce yerlerini alıyorlardı direkt 🙂 Ortalama bir sıra uzunluğu var tabi. Ama merkez kantinlerde kuyruklar uzun olabiliyor. İhtiyacınız olan çoğu şey burada var aslında. O nedenle gelirken bavulunuzu tıka basa doldurmanıza gerek yok. Bu kısma yazımı bitirirken değineceğim tekrar. (Bitmiyordu)

Ödeme sistemleri, temassız hayat 🙂

Kantinlerden bahsetmişken ödeme sisteminden de bahsedeyim. Beni takip edenler bilir, fintech tutkunuyum ve yakından takip ediyorum gelişmeleri. Ülkedeki temassız ödeme sistemlerinin de gelişmesini hep desteklemişimdir. Beni en çok şaşırtan şey ise askeriyede nakit paranın geçmemesi. Hayat tamamen POS cihazları üzerinden dönüyor ve asla nakit ödeyemiyorsunuz 🙂 Rüya gibi ama gerçek.

Vending Machine’ler de ise – otomat olarak çevriliyor sanırım Türkçe’de – özel bir ödeme sistemi kullanılıyor. O sistemin kartını alıp içine cihazlardan nakit yükleme yapıyorsunuz. Tıpkı İstanbulkart yükler gibi. O da temassız 🙂 O makineler kredi kartıyla ödeme almıyorlar. O kartı almanız şart.

Sağlık & Revir

10 yıllık blog tarihimin en uzun yazısında sonlara doğru askerlik sürecinde en önemli şey olan sağlıkla ilgili bilgi vermek istiyorum şimdi de.

Yazının başında söylemiştim. İlaç sokmak yasak. Güneş kremi ve nemlendirici vs. dışında. Hasta olduğunuzda önce gündüz-gece nöbetçi revirci askere gidiyorsunuz. Sonra o sizi acile götürüyor. Orada 4-5 saat sandalye tepesinde doktor bekliyorsunuz. Sonra doktor geliyor. Neyin var diyor. Muayene ediyor iki ağız açıp. Sonra ilaç yazıp gönderiyor. Tipik devlet hastanesi gibi yani. Bir tane ilacı da kendi veriyor o sırada. Diğer kalanları bir sonraki gün alabiliyorsunuz. Ve tabi tek tek. Her gün gidip almanız lazım iyileşene kadar. Eğer hastaneye sevk yazılmışsanız da o gün sabah içtimasına sivil katılıyor ve şehir merkezini boyluyorsunuz. Ben hiç gitmedim, giden varsa yorumlarda deneyimlerini aktarsınlar 🙂

Sağlık kontrolü olarak iki anımdan kısaca bahsetmek istiyorum. Birisi RDM, diğeri de ayrılış muayenesi. RDM dedikleri şey Rehabilitasyon Danışma Merkezi demek. Kayıt sırasında bu bölüm tarafından muayene ediliyorsunuz. Bizim muayenemiz topluca gerçekleşti. 25-30 kişi aynı odada çeşitli sorulara tutulduk. “Hiç psikolojik tedavi aldın mı?”, “Uyuşturucu kullandın mı?” gibi sorular. Yani bu soruları kim olsa o kadar kişinin içinde cevaplamaz herhalde. Herkes haliyle yok dedi. Sonra topluca hepsine “hayır” yazıp imzalayıp verin dedi ve bitti 🙂

Ayrılış muayenesi de benzer şekilde oldu denebilir 🙂 Çünkü bu muayene tam terhis olmadan yaşanıyor. Daha gitmeden önce size “iyi değilim derseniz sevk yazılırsınız, askerliğiniz uzar” direktifleri verildiğinden 400 kişilik toplu muayene öksürükler ve hapşırıklar eşliğinde “harikayım, süperim” nidalarıyla geçti. En bombası ise “Tansiyon hastası var mı?” sorusuydu. Eğer olan varsa ölçeceklerdi, olmayan herkesin tansiyonu 80/100 şeklinde kayıtlara geçti. Kalp atışı da 80’di sanırım 🙂

Ben bir kere hasta olup revire düştüm. Hastalığım da 12 saatte geçti. Daha da hasta olmadım. Sadece son günlerde soğuktan dolayı sıtma vurdu. Onda da kısa sürede geçti. Şu an bu yazıyı gayet sağlıklı yazıyorum 🙂

7 dakikalık duş

Sağlık demişken herkesin can alıcı sorusu duş ve banyodan bahsetmemek olmazdı. Her gün duş alan biri olarak, 21 günde toplamda 2 kez duş alabildim 🙂 Birisi 7 dakika, diğeri 10 dk sürebildi. Sabahları 4.5, 5 gibi “İhtiyaç Banyosu” vardı, o soğukta hamama gitmeye gücünüz yetiyorsa 🙂

Duş günlerimiz Çarşamba’ydı. Son haftaki duş gününde kazan bozulduğu için otobüsle bilmemkaç kilometre ötedeki binadaki hamamları kullanabileceğimiz söylendi. Ve tabi gidenler hasta olarak geri döndüler.

Zaman zaman buz gibi soğuk suyla kafamı yıkadığım oldu. Islak mendille ise genel temizliğimi yaptım. Duş konforunu unutmakta fayda var. Ama başka bir arkadaşım da Kayseri’de bizim her zaman sıcak suyumuz vardı demişti. Yani bu “devletin imkanları”nın dağılımına göre değişiyor yine 🙂

Sıcaklığı unuttum

Az önce de dediğim gibi sıcak duş hayaldi ve ödül oyunu gibiydi. Erzincan da güneş açtığında 20 derece, güneş gittiğinde -20 derece oluyordu resmen. Ve son 3-4 gün o güneş hiç gelmedi. En bombası da kaloriferlerin “yaz tarifesine” geçmiş olmasıydı. İmzalı emirle yanan kalorifer kazanı, “yaz geldi kapan artık” emrini aldığı için son 3-4 gün buz gibi havada eğitimlerin ardından buz gibi koğuşlarda yorgan altında nefesimle ısınmakla geçti. Eğitim sırasında “sauna” hayali falan kuruyordum. Terhis olduğum an şehirdeki en yakın hamama koşma hayaliyle o içtimanın bitmesi için zamanı durdurduğum bile oldu. Belki de beynim dondu bilmiyorum.

O günkü eğitimde de 100 kişilik takım için tasarlanmış 20 sandalyelik muhteşem dersanede taşa oturduğumu hatırlıyorum bir de. Isı kaynağı hiç olmadı.

Fotoğraf çekimleri

Tugayda bir fotoğrafhane var. Bazen fotoğrafçılar (!) eğitim alanlarına geliyor ve elindeki o makinenin hakkını verecek süper açılı süpersonik fotoğraflar çekip 10 TL’den satıyorlar. Ayrıca stüdyoda o klasik asker pozlarından da verebilirsiniz. Ben hiç heves etmedim ama edenler için böyle bir imkan da var. 1 tane o süpersonik fotoğraftan, bir de arkadaş grubumuzla topluca çekildiğimiz fotoğraftan aldım. Zaten dijital halini asla vermiyorlar.

Ama merak etmeyin, yemin törenine ailesi gelen arkadaşlarınız varsa onların telefonunda son gün bol bol fotoğraf çekilme şansınız oluyor.

Yemin Töreni

Az kaldı bitiyor sanırım 🙂 Gelelim Yemin Töreni’ne. Burada katılım bazı yerlerde gönüllülük esaslıymış sanırım. Biz 400 kişi olduğumuzdan ailesi gelenler öncelikli olacak şekilde 180 kişiyle Yemin Töreni’ne katıldık. Ben ailemi çağırmadım ama ben de törende yürüdüm (Komutan “seçmeler için yürüyemeyecek ve sakat olanlar kenara ayrılsın” dediğinde hiç bir engelim olmamasına rağmen kenara ayrılıp o utancı yaşamayayım diye – 150 kişi orada elendi zaten).

Yemin Töreni için birkaç kez prova alınıyor ve sonunda büyük gün geliyor. 1 saat içinde bitiyor ve o kaygılarla dolu girdiğiniz kapıdan garip bir gülümsemeyle çıkıyorsunuz. Yemin Töreni DVD’sini isterseniz adresinize kargolattırabiliyorsunuz. Emanet telefonlar ise bölük komutanının kararına göre dağıtılıyor. Bizimkiler Yemin Töreni‘ne kadar alamamışlardı.

Dönüş bileti ile ilgili bahsedeceğimi söylemiştim yukarda, onu da atlamayayım. Bizim terhis tarihimiz resmi kayıtlarda 24 Nisan, ama 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na denk gelmesi nedeniyle yemin töreni bir gün önce yapıldı ve erken terhis olduk. O nedenle komutanlar içerde kesin bilgi vermediği sürece dönüş biletinizi almayın. Ve uçak bileti alıyorsanız kesinlikle esnek bilet alın.

Kapanış

Çok uzun oldu farkındayım ama bu satırlara umut bağlayan ve askerlik sırasını bekleyen yüzbinlerce kişi var. Umarım bu bilgiler sizin de işinize yarar ve merakınızı biraz da olsa giderir. İçeride herkes birbirine bağırarak sesleniyor. Bu bir aşağılama yöntemi değil gibi sanki, öyle haberleşiyorlar çünkü. Buna alışın mutlaka. Sabah “Haydi beyler haydi”, öğle “Beyler haydi içtima” çığırışları, akşamları “koğuşları boşalt” haykırışları havada uçuşacak.

Bavulunuzu çok fazla abartmayın. Kamuflaj ve havluları geç alma ihtimaline karşı yedek havlu, yedek iç çamaşırı, eşofman takımı ve terlik alın mutlaka. İç çamaşırı sayısını çok almanıza gerek yok. Askeriye de iç çamaşırını zaten 2 tane veriyor. İç çamaşırları ve çoraplar dahil diğer tüm eksikleriniz kantinlerde var zaten. Renginin de bir önemi yok gibi. Askeri renk olan haki rengi alacağım diye zorlamayın. Kimse kontrol etmiyor açıp 🙂

Kantinde tükenen tek şey Peçete ve Sigara oldu bizde. Tıraş bıçaklarına varana kadar var. Tekrar gitsem bavulumda 7 adet fanila, boxer vs. bile götürmezdim hiç.

Yazımı noktalarken söylemek istediğim bir şey var. Biliyorum sorularınız çok, bu yazdıklarımdan sonra öğrendiğiniz diğer bilgilerle çakışan şeyler mutlaka olacak. Bu sorularınız için sosyal medya hesaplarımdan soru yağmuruna tutmak yerine sorularınızı aşağıdaki soru bölümünden sormanızı rica ediyorum. Belki sizin soracağınız soru, başka birilerine de yardımcı olacak. Hepsini elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım. Yazıya da eklemeler yapacağım bu sayede. Burda maksadım herkesin bilgi alması, yoksa bana istediğiniz gibi ulaşabilirsiniz 🙂

https://fozdemir.com/bedelli-askerlik-deneyimlerim-erzincan-59-topcu-egitim-tugay-komutanligi

Continue Reading No Comments

Malatya Altay Kışlası

2019-09-15
Posted by View: 207

Gitmeden Önce
Askere gitmeye karar vermek ve şubede işlemleri başlatmakla, kendinizi kışlanın kapısından girerken bulmanız arasında geçen zaman gerçekten çok hızlı. Bu sürede birçok konuda panik yapıyoruz, acaba nasıl bir yerdir diye düşünüyoruz, sınav sonucu açıklanınca hemen uçak/otobüs bileti almaya ve askeri malzeme satan mağazalara koşturuyoruz. Peki gideceğimiz yer Malatya çıkmışsa ne yapmak lazım? İyi haber, Malatya askerlik yapmak için güzel bir yer. Malatya Doğu Anadolu’nun en gelişmiş şehri olarak kabul ediliyor, “Doğu’nun Paris’i” de diyorlar. Yani şanslı bir sonuç gelmiş diyebiliriz. İhtiyaç duyacağınız her şeyi Malatya’da bulabilirsiniz korkmayın.

Malatya’ya İstanbul’dan ulaşım için otobüs çok doğru bir tercih değil, Malatya’da havaalanı olduğu için uçak bileti rahatça bulabilirsiniz, birçok firmanın (OnurAir, Pegasus, THY) Malatya seferleri var. Yakın illerden tabii otobüsle gidilebilir, Gaziantep, Hatay..vs gibi. Malatya’ya ulaştıktan sonra Altay kışlasına ulaşmak için Gaziantep otoyolu üzerinden Altay kışlasına giden minibüsleri ve ya yine direkt kışlaya giden otobüsleri kullanabilirsiniz.

Bilet işini hallettik, peki askerlik malzemesi ne alacağız? Öncelikle her ne alacaksanız mutlaka Malatya’ya gittiğinizde alın. 1-2 saat erken gidin, dolaşıp neye ihtiyacınız varsa hepsini almış olursunuz. Hiç boşuna uçakta/otobüste bavul taşımayın. Nereden alacağım dersiniz, Malatya çarşıda PTT binası var. Onun hemen solundan askeri malzemeler satılan hana (Evliyaoğlu İş Hanı) bir sokak iner.  Zaten sokaktan aşağıya şöyle bir bakınca, özellikle haftasonu ise asker sokağı olduğu anlaşılıyor  Askerlere hitap eden birçok yeri de  (playstation cafe, internet cafe, hamam..vs) bu sokakta bulabilirsiniz. Asker pasajını bulduktan sonra ihtiyaçlarımı nereden alayım derseniz, dükkanlardan fiyat almanızı öneriririm, ama İstanbul’dan daha ucuza alacağınız kesin. Pasajın girişinde Özge Asker Pazarı vardır, sahibi İbrahim Abi çok iyidir ve güvenilirdir. Sadece eşya satın almak konusunda değil, emanet bırakmak konusunda da çok güvenilirdir.

Satın almadan almadan önce bilin ki askerlere malzeme veriliyor. Almadan önce size verilecekleri düşünün, belki bazı şeyleri götürmezsiniz. Ya vermezlerse gibi endişeleriniz varsa yine alır gidersiniz. Verilenler (kamuflajlar dışında) hatırladığım kadarıyla şöyle:

  • Diş fırçası/macunu
  • Eşofman takımı
  • 2 adet havlu
  • Bir çift spor ayakkabı
  • 2 adet fanila
  • 1 çift spor çorap
  • 2 çift kalın çorap
  • 2 adet iç çamaşırı
  • duşlarda giymek için şort
  • spor şortu
  • terlik
  • yün içlik
  • ve bunların koyulduğu bir spor çantası.

Askeri malzeme dükkanlarından alacaklarınıza gelelim. Abartmamak kaydıyla bazı malzemeleri dışardan almak gerekli, çünkü kantinlerden temin etmek zor olabiliyor. Ayrıca botlar ayağınıza vururken kantine yürümek zor gelir  Temin edilmesi gerekli diğer şeyleri genel olarak listelersek: asker malzeme setleri sayfamızı mutlaka ziyaret edebilirsiniz.

  • Traş takımı (jilet kullanın, makina zor, priz bulamazsınız)
  • Banyo takımı (sabun, lif, sabunluk, şampuan)
  • Diğer temizlik malzemeleri: Islak mendil, ıslak tuvalet kağıdı (çok faydalı :))
  • Bot ve dolap kilidi (siz yine de kilide güvenip en sevdiğiniz ayakkabınızı giyip gelmeyin, 3-5 liralık kilit sonuçta demir kapı değil)
  • Bol bol yeşil atlet, fanila, siyah kışlık çorap (20’şer olabilir, yıkamaya kasmayın ucuz zaten)
  • Kendinize ait bir eşofman/pijama takımı (askeriyenin verdiğiyle spor yapacaksınız, yatmak için ayrı getirin, ayrıca eşofman bedeni de olmayabiliyor)
  • Havlu (verdiklerinden başka havlu isterseniz getirin)
  • Terlik (veriyorlar fakat çok rahat değil, ucuzundan bir tane alın)
  • Telefon kartı (Cep telefonlarını aramak için ucuz kartlar var, 40-45 dk 5 TL civarıydı)
  • İçlik ve ya içlik olarak giyebileceğiniz bir penye takımı (verilen yün olduğu batıyor, ama şu termal içlik denilen ürüne bir sürü para vermeyin, pazardan alın yeşil bir takım giyin)
  • Vatka (bot vurur diyorsanız, ama kötü haber, vuracağı varsa her şekilde vurur  )
  • Çengelli iğne (bir sürü şeye lazım oldu bana da saçma gelmişti ama götürün)
  • Pudra (ayaklarınızı rahatlatması için, basit ucuz bir pudra alın)
  • Çamaşır filesi (banyoya giderken ve ya çamaşırlarınızı yıkatırken kullanabilirsiniz)
  • Temiz/kirli torbası
  • Krem (Kışın gidiyorsanız biraz soğuk tabii)
  • Kıyafet koruma kılıfı (şeffaf)

Tıraş malzemeleri ve Bot Bakım Malzemeleri kısmını da mutlaka incelemenizi önerim

Nerede Kalınır?
Acemiliğiniz bittikten sonra evci iznine çıkıp da kalacak yer ararsanız birçok alternatif var. Eğer ekstra şık bir otele gideyim tatil gibi 2 gün geçireyim derseniz Altay kışlasının yakınlarında Anemon Hotel’de kalabilirsiniz. Zaten kışlanın birçok yerinden bakınca oteli görebilirsiniz, birçok zaman orada olmayı hayal edeceksiniz  Anemon Hotel dışında Malatya’da birçok otel var: Saray mahallesindeki Aksaç Otel’de ve ya Ankara-Gaziantep karayolu üzerindeki otellerde kalabilirsiniz. Ben teslim olmadan 1 gün önce gittiğim Malatya’da Ankara-Gaziantep karayolu üzerindeki Avşar Otel’de kalmıştım, odaları gayet şıktı. Ayrıca evci izninde ailemle Malatya Öğretmen Evi’nde kaldık, o da ekstra bir şıklığı olmayan ama eksiği de olmayan bir oteldi.

Ne Yesek?
Malatya’da şehir hayatından kopmak istemeyenler MalatyaPark AVM’ye gidebilirler. Burada birçok tanıdık yemek firması var: Burger King, McDonalds, Popeyes..vs.

Sabahları açık büfe kahvaltı etmek isterseniz Nostalji Malatya Evi’ne gidebilirsiniz. Burada örneğin 6 kişiyseniz 3 kişilik serpme kahvaltı söyler, adam başı da birer menemen/omlet alırsanız misler gibi doyarsınız. İlk evci izninde yediğim sucuklu yumurtadan sonra ağlayacaktım. Ayrıca kahvaltıya gitmeden önce “yağlı” denilen ekmekten de almanızı tavsiye ederim, Nostalji’de vermiyorlardı. Genel olarak kişi başı 8-10 liraya sizi bütün gün götürebilecek bir kahvaltı etmiş olursunuz. Kahvaltı için ayrıca Hasbihal’e de gidebilirsiniz.

Malatya’da et/kebap tarzı yiyebileceğiniz yemekler de var. Mesela çok güzel bir lahmacun için Öz Urfa Kebap Salonu‘nda gidebilir, sonrasında bir künefeyle cila çekebilirsiniz. Ayrıca “altı ezmeli” diye bir yemek de var bulabilirseniz onu da tavsiye ederim. Etlerin önünüzde piştiği açık havada ocak başı olarak tarif edebileceğim bir yer daha var, tam olarak Avşar Otel‘in karşısında yer alıyor. Ali Usta’nın Yeri’ydi sanırım adı, net olarak hatırlamıyorum, ama etlerin tadını hatırlıyorum 

Tabii ki Malatya’nın asıl simgesi olan Kayısı ürünlerini görmeden, tatmadan Malatya’dan gelmeyin. Karnınız açsa gidip dükkanlarda yapılan ikramlarla bile karnınızı doyurursunuz.  Kayısı dönerini mutlaka deneyin.

Eğlence
Malatya’da birçok kışla olduğu için halk geçiminin önemli bir kısmını askerlerden sağlıyor. Bu nedenle playstation kafe, internet kafe gibi yerler bulmakta sıkıntı yaşamazsınız. Fakat tüm askerler çarşıda iken bu gibi kafelerde yer bulmakta sıkıntı yaşayabilirsiniz. Bu nedenle ilk hafta bakın, ne vakit neresi dolu oluyorsa ona göre ters zamanlarda gidersiniz  Ayrıca çok sayıda olan hamamlara da gidip rahatlayabilirsiniz. Buralarla ilgili fazla detay vermeyeceğim, zaten çok fazla yer bulabilirsiniz. Malatya Park’a ve ya çarşıdaki Yeşil Sinema’ya gidip çok ucuza film de izleyebilirsiniz.

Malatya’da mutlaka yapmanız gereken bir şey ise nargile içmek. İstanbul’a döndükten sonra hiçbir yerdeki nargilede Malatya’da içtiğim nargilelerin tadını alamadım. Bunda büyük oranda doğu ülkelerinden Malatya’ya bolca gelen tütünlerin etkisi var. Malatya’da nerede nargile içeyim derseniz, nazik personeli ve doyum olmaz nargilesiyle Semerkant Nargile Kafe‘yi tavsiye ederim. Ayrıca bu kafenin yer aldığı  Kanal Boyu caddesinde birçok nargile kafe de var. Yine bu caddede kış aylarında sahlep içmek isterseniz Mado ve Özsüt de var.

Continue Reading No Comments

Kütahya Havacı Er Kıyafetleri

2019-09-08
Posted by View: 270

Kütahya’daki havacı erlerin kıyafetleri nedir?

Kütahya Hava Er Eğitim Komutanlığı’nda bedelli ve acemi birliğini gerçekleştirecek olan asker diğer asker çamaşırlarına göre farklı giyinmek zorundadır. Havacılık Komutanlığı kıyafetleri ‘koyu gri’ üzerine kuruludur. İç çamaşırı olarak boxerın herhangi bir renkte kullanılması uygun görülürken, çorapların siyah kullanılması uygun görülmüştür. Kış ve sonbahar aylarında askerlik yapan havacı erler için içliğin rengi de görünmemek kaydı ile erlerin tercihine bırakılmıştır.

Kolide yer alan asker malzemeleri, askerlerin ihtiyaçlarına göre dizayn edilen ve deneyimlenen ürünlerden oluşmaktadır. Diğer birliklerden farklı olarak fanila rengi (koyu gri) ve siyah çorap TSK’nın havacı er standartlarına uygundur

Sizler için oluşturduğumuz asker temel ihtiyaçlar paketini inceleyebilirsiniz.

Continue Reading No Comments

Askere Gideceklere Tavsiyeler

2019-09-08
Posted by View: 187

Askere gideceklere şimdiden hayırlı teskereler dileriz.

Askerlik kağıtlarınız geldiğinde bunu en yakın askerlik şubesine götürüp sülüs dediğimiz kağıdı almamız gerekiyor.

Askerlik için temel ihtiyaçlar bulunuyor orada kullanılacak eşyalar buradaki asker malzeme setleri sayfasına mutlaka bakmanızı öneriyoruz.

Kağıtlarınız geldiğinde en yapılmaması gereken şey son güne bırakmak diyebiliriz son güne bıraktığınız askerlik şubeleri mahşer yeri gibi oluyor saatlerce hatta yetişmeyip ertesi güne kalanlar olabiliyor siz önceden gidip işinizi garantiye almalısınız.

Askerlik şubesine gittiniz oradaki rütbeli yada sivil personel ön soruları oluyor işte hastalığın var mı ws gibi sonrasında size bir tane zarf veriyor bu zarfın üstünde katılacağınız birlik sevk tarihi ve son sevk tarihi oluyor son sevk tarihi birliğe katılacağınız tarihtir.

Bazı arkadaşlar sevk tarihinde gidip teslim oluyor gereksiz yere bekliyorlar o yüzden son sevk tarihini dikkate alın lütfen

Personel size gideceğiniz yere göre yol parası veriyor eskiden tren parasıydı şimdi sanırım değişmiş.

Gideceğiniz yer doğu ise size toplanma alanına gitmeniz istenir size önerim gitmemenizdir. Bunun sebebi oraya gittiniz de çok sıkıntı yaşarsınız.

Ama gidilecek yer çok kritik bir yer ise evet gitmenizi kesinlikle önerrim

Şimdi bundan sonraki işlemler askerlik yaptığınız şehre gittiniz kesinlikle saç tıraşını ve sakal tıraşını olun zira askeriye de yaptırırsanız o kaos ortamında nasıl olur hiç düşünmek bile istemiyorum

Teslim gününün hafta sonu ise bazı arkadaşlar hafta sonu diye teslim olmayıp ilk iş günü pazartesi olmak isterler çoğunlukla sorun olmaz ama bazı bölük komutanları kıl olabilir ve gelmediğiniz gün için askerliğinizi uzatabilir veya ceza verebilir gittiğim zamanda bu durum çok oldu bu yüzden siz gününde mesai saatleri içinde teslim olun !

Teslim olduktan bir gün sonra yani ilk mesai saatinde sağlık durumunuzu öğrenmek için muayene olursunuz bir tane sol bir tane sağ omzunuza iğne yaparlar.

Kıyafetlerinizi verirler genelikle ya büyük olur yada küçük dert etmeyin diğer kişilerle değiştirirsiniz.

Her şey saati saatine yapılır yemek yenmesi, yatması, kalkması aklınıza gelecek her şey 🙂

Her yerde ufak notlar vardı “ışığı kapatmak için bas” ” tuvallete işin bitince sifonu çek” gibi şaşırmayın çok normal şeyler.

Continue Reading No Comments

Askere Gidenlerin Mutlaka Yapması Gerekenler

2019-09-06
Posted by View: 215

Askerlik yeri açıklanan kişiler askerde neler götüreceklerini ve neler yapacaklarını merak ediyor. Askere giderken hangi eşyalar yanına alınmalı ve vatani görevi yapmak için yolar çıkarken yanımızda neler götürülmeli ya da götürülmemeli gibi sorular merak ediliyor. Askere giderken pek çok kişi bu konuda farklı tavsiyelerde bulunabilir ancak ben bizzat kendi deneyimlerimi bu sayfada sizlerle paylaşmak istiyorum. Sizler de aklınıza takılan olursa bana yorum olarak sorabilirsiniz. Sorduğunuz soruları en kısa süre içinde cevaplamaya özen göstereceğime emin olabilirsiniz.

Tavsiyeler

Askere giderken öncelikle mutlaka yanınıza bir ipli ve boyuna asılabilen cüzdan almanızı tavsiye ederim. Çünkü bir takım eşyalarınızın kaybolmaması ve cüzdanınızın boşalmaması için bu tür önlemler her zaman faydalı olacaktır.

Diğer bir tavsiye olarak banyo malzemelerini mutlaka yanınızda bulundurun. Bunlara örnek olarak şampuan, lif, sabun, kulak temizleme çubuğu gibi eşyaları mutlaka yanınıza almayı unutmayın. Yüz havlusu ve banyo havlusu ise girişte size verilecektir.

Eğer askerliğiniz uzun dönem ise mutlaka yanınıza kişisel bakım aletlerini alınız. Örneğin tırnak makası, cımbız gibi eşyalar uzun dönemler için gerekli olabilecektir.

Eğer gideceğiniz yer soğuk bir iklim ise mutlaka yanınıza krem almanız önerilmektedir. Dudaklarınızın çatlamaması ve çatlayan dudaklarınıza bakım yapmak için mutlaka bir krem ve benzeri şeyler götürün. Vücut kremleri dudak kremleri bu yüzden önemli olabilir.

Eğer soğuk bir iklimde ise ve kış mevsimine denk geliyorsa mutlaka içlik götürün.

Yanınıza kilit almayı unutmayın, valiz kilidi burada en önemli şeyler arasında yerini alabilir. Mutlaka bir kilit alın.

Traş yapmak için traş bıçağı almanızda fayda vardır. Bol bol traş bıçağı götürebilirsiniz.

Ve en çok talep edilen sorulardan birisi de yanınıza tuşlu ve kamerasız bir telefon götürün. Yanınızda götüreceğiniz telefon ile sevdiklerinizle iletişime geçebilirsiniz. İyi bir saatiniz olursa pek çok şey için geç kalmazsınız. Bu telefon hem saat ihtiyacınızı görür hem de iletişiminizi sürekli kılacaktır.

Continue Reading No Comments
Back to Top

İlk Alışverişinize Özel %10

İndirim Kazanmak

İçin Hemen Kayıt Olun!

×