Erzincan 59. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığı

2019-09-17
Posted by View: 152

Geçtiğimiz yıl çıkan yasayla 1993 ve üzeri yıllarda doğan tüm herkesi kapsayan bedelli askerlik modelinden faydalanarak askerlik görevimi Erzincan‘da tamamladım.

Gitmeden önce internette yaptığım araştırmalar sırasında bir yığın bilgi kirliliğiyle yüzleşmiştim. Giden gitmeyen herkes gereksiz bilgilerle ortalığı dolduruyor, bu nedenle asıl faydası olabilecek bilgiler geri planda kalıyor. Gittim, gördüm, yaşadım, deneyimledim ve sizlere bu yazıyı hazırlama ihtiyacı duydum. Aynı sıkıntıları yaşamamanız adına, başınıza geleceklerler hakkında biraz bilgiler vermek istiyorum 🙂

Çok duymuşsunuzdur, “beyninizi, mantığınızı ve kimliğinizi nizamiyede bırakın” diye. Bu oldukça yerinde bir söz 🙂 Hayatınız boyunca silsile sisteminin en ham haliyle sanırım burada karşılaşıyorsunuz. Akıllı telefon olmadan, dünyadan habersiz ve devletin sunduğu kısıtlı imkanlarla geçirdiğim 21 gün hakkında bilgi vermeden önce, askerlik görevini 1 aydan bile uzun yapmış herkesin önünde saygıyla eğiliyorum. Eskiden teknoloji ve haberleşme bağımlılığı bu denli gelişmiş değildi, o nedenle yazımı okuyan ve askerliğini bu çağdan önce yapmış kişiler dediklerimi anlayamayabilirler. Ben yine de her kim olursa olsun bu görev altında yer almış-alacak herkese aynı saygımı iletiyorum.

Ben burada Erzincan 59. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığı‘ndaki deneyimlerimi aktaracağım. Aslında diğer kışlalarda da benzer şeyler yaşayacaksınız. O nedenle bedelli olsun olmasın askerlik yapacak herkesi ilgilendiren detaylar olacağına inanıyorum. Hazırlıklı olmanızda fayda var.

Sevk Başlangıç Süreci

Seçim nedeniyle 3-4 gün daha sarkan celp dönemimizin sevk başlangıç tarihi 3 Nisan’da başladı. Gitmeden önce bu tarihler konusunda herkesin kafası karışıktı. Ne zaman teslim olacağız, ne zaman terhis olacağız, herkesin aklında aynı soru.

Ben kendimden örnek vereyim. Sevk başlangıç tarihim 3 Nisan’dı. İstanbul’da ikamet ettiğim için ve İstanbul-Erzincan arası 800 km’nin üzerinde olduğu için 2 gün yol izni verildi. Giriş yapacağım son tarih 6 Nisan olmuş oldu. Bulunduğunuz şehirlerin durumuna göre sevk belgenizi almadan önce kendi bilet planınızı bu şekilde yapabilirsiniz. E-Devlet’ten sevk belgesi alacaksanız, E-Devlet’te kayıtlı olan ikametgah belgeniz baz alınıyor ve izin süresi buna göre hesaplanıyor. Sevk belgenizi almak için askerlik şubesine giderseniz de gittiğiniz askerlik şubesine göre yol izniniz belirleniyor.

Bilet alma süreci

Sevk tarihlerinizi ayarladınız, biletler pahalanmadan biletimi alayım dediniz. Tavsiyem kesinlikle esnek bilet almanız. Çünkü biz ilk başta sevkimiz 31 Mart’ta başlayacak zannediyorduk. Biletleri ona göre aldık ve alınan erteleme kararıyla havayolu şirketlerini bir güzel zengin ettik, şehrin otellerini erkenden gidip kalkındırdık.

Dönüş biletinizi ise bence gitmeden almayın, alacaksanız da esnek ya da rezervasyon yaptırın. Çünkü yemin töreni tarihleri değişiklik gösterebiliyor. Buna yazımın sonuna doğru yemin töreni bölümünde değineceğim.

Nizamiye’den ilk giriş

Erzincan’a uçak seferleri az olduğundan teslim olma tarihimize yakın mantıklı bir bilet alternatifi yoktu. Bu nedenle Atatürk Havalimanı’nın son yolcularından olma kafilesine katılarak 4 Nisan’da uçuşumu gerçekleştirdim. Daha önceden Whatsapp grubunda tanıştığım arkadaşımla da havalimanında bekleme salonunda buluştuk. 2 gün şehirde zaman geçirdik ve 6 Nisan tarihinde teslim olduk.

Ben biraz teknoloji detoksu olsun diye cep telefonu götürmedim. O nedenle bitkisel hayatta yaşadım denilebilir. Daha İstanbul’da havalimanına giderken bile kendimi çıplak hissettim 🙂 Saate bakmayayım, zaman çabuk geçsin diye kol saati bile takmadım. Bu çılgın deneyimi yaşamanızı tavsiye ediyorum kesinlikle 🙂

Gelelim nizamiyeden ilk girişe. İstanbul’da tanıştığım ve 2 gün birlikte zaman geçirdiğim arkadaşımı nizamiye kapısından girdikten sonra bir daha asla göremedim 🙂 O nedenle şehirde tanıştığınız arkadaşlarınızla aynı bölüğe düşmedikten sonra karşılaşmanız çok zor. Bu kısımları da detaylıca açıklayacağım. Konuyu fazla dağıtmak istemiyorum.

Nizamiyeden girişte tabii ki ilk soru cep telefonu. Dünyayı sadece “Android”den ibaret sandıklarından “Android’i ve sivil hattı olanlar PTT ile geri göndersin ya da emanete bıraksın.” sözüyle ilk başlangıcı yaptık. Bende hiçbir şey olmadığından bu aşamayı Fast Track ile geçtim. Aynı şekilde yiyecek, içecek ve ilaç sokulmasına da müsade edilmiyor. Bunları tamamen atmak zorundasınız. Telefonları şehirde teslim alan emanetçiler de oluyor. Askeri malzemeler satan yerlere sorun mutlaka, onlar da belirli bir ücret karşılığında teslim alıyor. Hatta kaldığınız otel bile.

Akıllı olmayan ve kamerası olmayan telefonu, Turkcell‘in Askercell tarifesiyle kullanabiliyorsunuz. Askercell tarifesine geçmek ücretsiz ama yeni hat ücreti 100 TL. Askercell‘i bir tarife olarak düşünebilirsiniz, sadece Turkcell‘in sunmasına izin verilmiş. Hattınız kontörlüyse yeni hat almadan da geçiş yapabilirsiniz, ama benim taahhütüm vardı, bu adımı atmadım. Hattın özelliği sadece mesai saatleri dışında (akşam 18:00’dan sonra) tanımladığınız 5 numara ile görüşebiliyor olmanız. Data erişimine tamamen kapalı ama sms alıp gönderebiliyorsunuz. Ayrıca Nizamiye kapısında Askercell tarifeli Turkcell hat satan standlar da bulunuyor.

Benim gibi telefon tercih etmeyenler ise ankesörlülerle yola devam ediyor. Orada da garip garip şifreli telefon kartları bulunuyor. Ben onlara hiç bulaşmadan Türk Telekom‘un orjinal ankesörlü telefon kartını aldım. Kışlada bolca ankesörlü bulunuyordu, o nedenle sıra bekleme gibi bir durum olmadı. Zaten cep telefonları olanlar yüzüne bakmıyordu. Ankesörlü tarifesi biraz pahalı, ben genelde arayacağım numarayı arayıp, beni bu numaradan geri ara diyordum. Ankesörlü telefonların dışarıdan çağrı kabul etme özellikleri var. O nedenle bilgisizce size daha ucuz olduğu vaad edilen ve başka santraller üzerinden güvensiz ve kalitesiz bir biçimde bağlantı sunan şifreli çözümlerden uzak durmanızı tavsiye ederim.

Artık sınırların içindeyim

Girdiğimiz ilk anda ön kaydın alındığı sırada Erzincan‘da yataklarımız ve bölüklerimiz çok önceden belirlenmiş gibiydi. Görevini Ankara Mamak‘ta yapan bir arkadaşım ellerine numara verdiklerini ve yanındaki arkadaşlarıyla aynı yerde kaldıklarını söylemişti. Bizde öyle bir şey olmadı. Direkt bölüğümü sevk belgeme damgaladılar. Sonra görevli bir asker, “bak bunlar aig, peşlerine takıl” deyip beni sürünün içine soktu 🙂 Onun daha sonra “Ateş İdare ve İleri Gözetleyici”nin kısaltması “A.İ. ve İ.G.” olduğunu öğrendim.

Burada dev bir kalabalık, hepsi bizim bölükmüş, 400’den fazla kişiyle tugayın en kalabalık bölüğüydük. O kadar kişiyi yarım kapasite bir otobüsle grup grup taşıdılar. Ve sonra süreç başladı 🙂

Bekle, bekle, bekle

Askerliğin yarısı beklemek demişlerdi, ama meğer yarısından fazlası beklemekmiş. Kayıt işlemlerimiz yaklaşık 4 gün sürdü. 5. gün kamuflajı giyebildim. Bu süre boyunca her gün sabah, öğle, akşam içtima – hiç duymadıysanız emin olun tanıştıktan sonra bu kelimeyi bir daha ağzınıza almazsınız 🙂 – alındı. Bir de şunu başaranlar vardı: iştimada kitap okuyan kısa dönem er; yeni denk geldim, benim de karşılaştığım ve aklımda olan bir konuydu 🙂

Kayıt işlemleri boyunca her gün nizamiyeye gittik. Diğer bölüklerin işlemleri için 10 kişi alıyorlarsa, bizden 2 kişi alıyorlardı. Sürekli birileri bağırıyor, birilerini topluyor. Ama bizim AİİG’den ses seda yoktu 🙂

Yaklaşık 2 gün hiçbir işlemimiz yapılmadan her gün nizamiyeye yürüdük (yaklaşık 2 km var sanırım). Yemek saatlerinde tekrar bölüğe geri geldik. Sonra içtimayla tekrar nizamiyeye gittik. Otobüs ilk gün vardı, sonra az görür olduk, sonra da hiç 🙂

Daha sonra bölük parça parça bir hal almaya başladı. Tertip kaydını yaptırıp, aşı olmayanlar; tertip kaydını yaptırmayıp, aşısını yaptırıp, RDM’ye gitmeyenler gibi bir çok kombinasyonları deniyorlar 🙂 Kalabalık bölük olmanın avantajı belki de buradaydı aslında, ilk 4 gün sadece bekleyerek geçti. Bölükte kamuflajını alanlar eğitime giderken, biz sadece bekliyorduk.

5. günün şafağı

Askerliğin beşinci günüydü ama 21 günlük sürenin izinler de dahil 1. haftasını doldurmuştuk. Artık askerlik başlıyordu. Kalk saatimiz bazen 5:30, bazen 06:00, haftasonları ise 07:00’dı. Bu bilgi içtimalarda güncel olarak veriliyor zaten.

O gün ilk kez eğitim alanına çıktık. O da bi 2 km var neredeyse. Yürüyüşlerle, marşlarla; aslanlar, kaplanlar, canavar bunlar, hey hey hey!

İlk kez tam kadro kamuflajlı eğitim alanındaydık ama yine eksik işlemler çoktu. Arada onları da yapmaya devam ettik. Attığım imza sayısının ve doldurduğum formun haddi hesabı yok 🙂

Beklemekten usandıran içtimalar ve “çök” komutları

İçtimalar ilk günler kimin gelip gelmediği belli olmadığından 1 saate yakın sürdü. 400 kişinin ismi Erzincan’ın bir sıcak, bir derin soğuk havası eşliğinde okunuyordu. İki üç günde suratımız, dudaklarımız renk değiştirdi ve kabuk bağladı. Yanınızda olması gerekenler listesinin başında güneş kremi ve nemlendirici geliyor kesinlikle. Kışın bile olsa mutlaka yanınızda olsun, Erzincan dört bir yanı dağlarla çevrili bir yerdi. Munzur ve Keşiş Dağları‘nın arasında. Dağlarda kar hiç eksik olmadı. Gün ışığı kar ve rüzgar etkisiyle bizi bir güzel kavurdu 🙂

İçtimalarda olan şeyler genelde duyurular, 4-5-6lı sıraya girilmesi, kişi sayımı, yemek duası, komutanlarla feedback alışverişleri gibi şeyler oluyor. He bir de tugay içtiması var. Onda da cümbür cemaat tören alanında toplanıp saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla günü kapatıyorduk. Bir planı olduğunu görmedim. Bazen var bazen yok. Yağmur yağınca her şey iptal zaten. Haftasonu bile olabiliyor bu tugay içtimaları. Yat içtiması ise ilk başlarda dışarda karanlıkta ve soğukta uzun uzun alınıyordu ama sonra gelen isyanlar üzerine koğuş koridorlarında alınmaya başlandı.

Bir yere gidilmeden önce bölüğünüzün önündeki/yakınındaki içtima alanında toplanılıyor ve gidilecek yere sürüyle gidiliyor. 400 kişi olunca en arkadan ya da en önden gelen emirler sıranın diğer ucuna aşağıdaki videodaki dayı gibi ulaştırılıyordu. Yani kafayı sıyırmış gibi “Durun beyler” diye bağırmak yerine “cas cas galeeey” lerle, minik şakalarla, sevimliliklerle eğleniyorduk.

“Çök” komutları ise en nefret edeceğiniz şey olacak. Birnevi Squad gibi. Bir kişi bile zamanında çökmezse, herkes aynı anda çökene kadar Squad’a devam ediliyordu. Neden çöküyoruz? Çünkü arka taraflara ses gelmiyor. “Devletimizin imkanları” megafon alacak kadar güçlü değilmiş. Arada üst düzey biri bu komutu verdiğinde çökmeyenlerin başına türlü sevimlilikler de gelebiliyor tabi 🙂

Tertip skalası

Bölüklerde Türkiye’nin dört bir yanından kozmopolit bir yapı hakim. İstanbul’dan gelenler ağırlıklı gibi görünse de nüfus açısından düşünülünce mantıklı bir dağılım yapılmıştı. Gelmeden önce herkes bir şirketin CEO’sudur, girişimcidir, ünlü sanatçıdır vs diye düşünüyorsanız, benim gibi çok polyannasınız 🙂 Sadece yemin töreninde Aydın Doğan‘ın geldiğini gördüm, meğer torunu Aydın Doğan Yalçındağ da bizimle aynı dönemmiş. Ama kendisini hiç göremedim. Belki bir gün Kolektif House‘da görürsem tertiplikten konuyu açarım 🙂 Kendisi şu anda BLU TV platformunun CEO’luğunu üstlenen genç bir girişimci.

Tugayın tamamı bedelli askerdi. Yaklaşık 2500 kişi sanırım. Aralarda serpiştirilmiş uzun dönem ve kadrolu askerler de vardı. Yaş skalamız 25-47ydi. Bir kahraman dayımız vardı. O zamana kadar nasıl kaçtı bilinmez ama son gün havaya fırlatılırken görmüştüm 🙂

Hızlandırılmış temel eğitimler

Bedelli Askerlik hizmeti kapsamında bize temel askerlik eğitimi veriyorlar. “Hızlandırılmış Askerlik Kursu” da denilebilir. Ama o kadar hızlandırılmış ki müfredattaki çoğu şeyi görmedik 🙂 O derece hızlıydı. Tahtada “Çanakkale Savaşı ve Atatürk Dersi” vardı ama dersaneleri sadece molalarda dinlenmek için kullandık.

“Tüfeksiz Hareketler Serisi” adı altında bazı beden hareketleri yaptığımızı hatırlıyorum. Sonra onlara ne oldu bilmiyorum. Tekmil nasıl verilir, rütbeler nelerdir, tören yürüyüşü nasıl yapılır, silah nasıl kullanılır, atış nasıl yapılır gibi temel şeyler gördük. Ama tekrar tekrar.

Genelde yarım saat eğitim görüp 1 saat mola verdiğimiz zamanlar da oldu o konuda bir şey diyemiyorum ama Perşembe günleri “Gece Eğitimi” adında ek bir eğitim daha vardı. O gün kesintisiz 16 saat ayakta ve soğukta kalmıştık. Gece Eğitimi birnevi “hava kararınca nasıl asker olunur”u anlatıyordu sanırım. Sanırım diyorum çünkü kitaptan bir asker çıkıp okumuştu. O yorgunlukta bir kelimesini bile dinlediğimi sanmıyorum. Düşündüğüm tek şey oturup sıcak bir yerde dinlenmekti artık. Eğitimler ortalara doğru iyice “Part Hard” olmaya başlamıştı aslında. Yoran şey eğitimlerden ziyade boş boş ayakta beklemekti belki de. 10 dakika bir şey anlatılacak diye 1 saatten fazla içtima beklediğimiz bile oldu. Tabi beyini nizamiyede bıraktığınız için bunları sorgulama gereği duymuyorsunuz 🙂

Mıntıka, Temizlik ve Sigara

Evet en çok sevdiğiniz bölüme geldik. Ama sigarayla başlayayım önce. Çevrem bilir, sigara kokusuna bile tahammül edemem ve tıkanırım. Hayatımda da hiç içmedim. “Sigara İçilmez” yazısı askeriyede biraz muaf. Komutanlar içtima sırasında içilmesine bile göz yumuyordu ilk başlarda (sonra şikayetler gelince denetim sıklaştı). Ama her yerde sigara içiliyor. Eğitim alanında dinlenmek için oturduğunuz bir yere pat diye yanınıza biri oturup suratınıza doğru üflemekten çekinmiyor. Banklarda oturmak hayal oluyor biraz bizler için. Bu yüzden soğuk taşın üstünde ya da yerde oturduğum çok olmuştur. “Kardeşim az ötede içer misin?” demeye bile takatiniz kalmıyor bir zaman sonra. Disipliniyle övünülen askerlikte tam tersi sigara fazlasıyla özendiriliyor bile diyebilirim. Hatta bir gün anlamsız bir biçimde “astım hastaları” sıradan çıksın dendi ve herkese sigara içmesi söylendi. Sebep: Fotoğrafını çekeceklermiş. Böyle şeyler de oluyor yani.

En güzeli de çoğunluk sigarayı içer içmez yere atıyor. Ben genelde yolda giderken çöp kutusu bulamadığımda minik kağıt parçasını bile cebimde eve/ofise kadar götüren biriyim. Bunu bile sorgulamaktan vazgeçtim 🙂 Biz 400 kişi olduğumuz için haydi mıntıka dendiğinde kimin ne yaptığı belli olmuyor. Elbette hiçbir zaman sigara toplamadım. Pet şişe, kola şişesi vs görünce alıyordum. (Evet onları bile yere atıyorlar)

Temizlik ise genelde gönüllülük esaslıydı. Eğitimlerde boş boş ayakta bekleyip kendini yormak ya da biraz temizlik yapıp sonra dinlenmek arasında seçim yapanların savaşıydı daha çok. O nedenle hiç tuvalet ya da koğuş temizliği de yapmadım. Hep eğitim alanındaydım.

Nöbet, Koğuşlar ve Uyku Kalitesi 🙂

Nöbetler bizde koğuş nöbetinden ibaretti. Koğuş 60 kişilikti. Nöbet sırası bana bir kez geldi o yüzden. O da 19:00 ve 21:00 saatleri arasındaydı. Gece de 2 saatlik nöbet tutanlar olmuştu yani. O biraz sizin şansınız.

Koğuşlarda ranzalar var. Üstte yatanlar için merdiven düşünülmemiş. Kendi tırmanma tekniğinizi bulmak zorundasınız 🙂 Çarşaf, battaniye ve yastık kılıfları ilk gittiğimizde hazır haldeydi. Sonrasında ise Çarşamba günleri değiştirdik. Yani haftada bir kez. Kendi yastık kılıfını getirenler de olmuştu bu yüzden. Mavi renk olmasına dikkat edin mutlaka.

Uyku kalitesi ise bir şans. Horlama seslerinden bir senfoni orkestrası da duyabiliyorsunuz. Ben KYK yurdunda kaldığım için ışığa ve sese karşı alışkındım çok etkilenmedim ama uyku sorunu yaşayanlar oldu. Yat saatinden sonra gece lambası yanıyor ve onu söndürmek yasak. O ışığa da alışmanız gerekebilir.

Atış Serbest!

Hayatında eline hiç silah almamış biri olarak silahla tanışmamı G3 tipi silahla yapacak olmanın verdiği endişe, yerini akabinde “atış yapmama yöntemlerini bulmaya” bırakmıştı. Ama zorunlu olarak herkese 3 atış yaptırdırlar. Eğer silah fobiniz varsa bunun gereksiz ve boş olduğunu söyleyebilirim. Eğitim sırasında üst düzey güvenliği sağlamak için sizi biraz korkutuyorlar. Yani silahı sıkı tutmazsan geri teper elmacık kemiğin parçalanır, omzun çıkar gibi şeyler. Ya da doğru tutmazsan kurma koluna elin sıkışır gibi şeyler. Ama hepsi aslında silah nasıl doğru tutulur’u size göstermek ve aklınıza kazımak için.

Soğuk bir Erzincan gününde otobüslerle 5-10 km uzaklıktaki atış poligonuna parça parça taşındık. Poligon dağın eteğinde yüksek bir yerdeydi. Gider gitmez dolu yağışı başlamıştı. Ama artık geri dönüş yok 🙂 Buz gibi havada atış için 10’arlı sıralar haline girmeye başladık. Sıra geldiğinde “yat” komutuyla birlikte tüm eğitimler film şeridi gibi geçmeye başladı 🙂 Komutlarla birlikte size öğretilenleri yapıyorsunuz. Tüfeği tepmesin diye öyle sıkı tutmuşum ki hiç sarsılmadı bile. Sesini o sırada duymamışım bile 🙂 Ben 3 atış yaptıktan sonra yanımdaki arkadaşın son attığı kurşun kulağımı çınlatmıştı sadece. (Zaten ihtikakınız olarak kulak tıpası da veriyorlar) Onun dışında korkulacak ya da endişe duyulacak bir olay yaşanmadı. Tabi kağıdı hiç tutturamamış olmam şaşırtmadı. Umarım dağa bir şey olmamıştır 😀

Atış konusundaki temel amaç sizi silahla ilk kez tanıştırmak zaten. Nereye attığınızı pek önemsemiyorlar zaten. İnceleyen de olmuyor. Toplum içinde rezil olma korkunuz da olmasın, çünkü “ahahaha hiç atamadım olum” şeklinde geçiyor muhabbetler 🙂

A la carte yemekler 😛

Blogda tuttuğum en uzun yazı olabilir sanırım ama daha anlatacağım şeyler var. O da çok merak edilen yemek konusu. Bizim tugayda yemekler dışardan geliyordu (yani askerler yapmıyor). Özel bir işletme süreci yönetiyordu. Sabah-Öğle-Akşam 3 öğün şeklinde günde 4000 kalori alabileceğiniz şekilde kurgulanmış. İçinde şap vs. yok, bu gıda mühendisi tarafından da duyurulmuştu.

Bizde kahvaltı çok zayıftı. Minik reçel ve tereyağ, mermi sertliğinde zeytin ve ek şeyler. Sünger omlet falan da gördü bu gözler. Sabah kahvaltısı yerine öğle yemeğinde poğaça yediğimiz de oldu. Ama lezzetliydi bence. Öğle ve Akşam sürekli et yemeği çıkıyordu. Beklediğimden iyiydi. Beklentinizi düşük tutarsanız karşılaştığınız yemek oldukça iyi geliyor zaten. Bazıları tabldotların yağlı, kirli, ıslak olduğundan vs. şikayet etmişti ama ıslaklık dışında ben tek tük karşılaştım. O en lüks lokantada bile olabiliyor bazen. Şartlara göre oldukça iyiydi.

Zaten unutmamak gerek ki burası askeriye, otel ya da gençlik kampı değil. Savaş sırasında kimse çataldaki ıslaklığa bakmıyordur. Sonuçta bu eğitim sizi böyle bir ortama hazırlamak için var. Bazı arkadaşlar çok fazla konfor bekleyen feedbackler vermişti içtima sıralarında. Ben o soruları soran arkadaşlar adına bile utandım zaman zaman. Olabileceğinin en iyisi ve tam zamanındaydı. Aksadığı olmadı. 400 kişiyseniz ve 4 takım bölünmüşseniz bir gün ilk giren siz, bazen de yarım saat sonra giren de siz olabilirsiniz.

Sosyal İmkanlar ve Kantinler

Bizim tugayda sinema salonu bile vardı. O beni şaşırttığı için önce onu söylemek istedim. Oyun salonu olduğu da söylenmişti ama ihale süreçleri vs. den dolayı kapalıydı. Zaten bu saydığım yerler bizim bölüğe uzak yerlerdi. Pek faydalanamadık desek yeridir. Biz sonradan eklendiğimiz için bizim ne kantinimiz vardı, ne gazinomuz ne de oturmaya yerimiz. Çimlere uzanmayı böcek sokması riskinden dolayı yasaklıyorlar. Aslında sürekli yorgun olmamızın sebebi buydu. Tek konforlu oturduğumuz yer yatağımızdı.

Televizyonu sadece Tabldot adı verilen 5-10 masalık bir kantinde görüyorduk. (Ana kantin gibi bir yer burası bu arada ve 2500 kişiye hizmet vermeye çalışıyor). Tost, pizza tost, döner, sandviç, çay, tatlı, çiğ köfte, simit, poğaça gibi şeyler satılıyor.

Bizim bölükte kantin olmadığı için daha çok mobil araç kantinleri meşhurdu. “Akbabalar, ölücüler” gibi isimleri de var 🙂 Sebebi ise biz nereye gidersek onlar da oralara geliyorlardı. Biz eğitim alanına çıkmadan bile oraya gidip bizden önce yerlerini alıyorlardı direkt 🙂 Ortalama bir sıra uzunluğu var tabi. Ama merkez kantinlerde kuyruklar uzun olabiliyor. İhtiyacınız olan çoğu şey burada var aslında. O nedenle gelirken bavulunuzu tıka basa doldurmanıza gerek yok. Bu kısma yazımı bitirirken değineceğim tekrar. (Bitmiyordu)

Ödeme sistemleri, temassız hayat 🙂

Kantinlerden bahsetmişken ödeme sisteminden de bahsedeyim. Beni takip edenler bilir, fintech tutkunuyum ve yakından takip ediyorum gelişmeleri. Ülkedeki temassız ödeme sistemlerinin de gelişmesini hep desteklemişimdir. Beni en çok şaşırtan şey ise askeriyede nakit paranın geçmemesi. Hayat tamamen POS cihazları üzerinden dönüyor ve asla nakit ödeyemiyorsunuz 🙂 Rüya gibi ama gerçek.

Vending Machine’ler de ise – otomat olarak çevriliyor sanırım Türkçe’de – özel bir ödeme sistemi kullanılıyor. O sistemin kartını alıp içine cihazlardan nakit yükleme yapıyorsunuz. Tıpkı İstanbulkart yükler gibi. O da temassız 🙂 O makineler kredi kartıyla ödeme almıyorlar. O kartı almanız şart.

Sağlık & Revir

10 yıllık blog tarihimin en uzun yazısında sonlara doğru askerlik sürecinde en önemli şey olan sağlıkla ilgili bilgi vermek istiyorum şimdi de.

Yazının başında söylemiştim. İlaç sokmak yasak. Güneş kremi ve nemlendirici vs. dışında. Hasta olduğunuzda önce gündüz-gece nöbetçi revirci askere gidiyorsunuz. Sonra o sizi acile götürüyor. Orada 4-5 saat sandalye tepesinde doktor bekliyorsunuz. Sonra doktor geliyor. Neyin var diyor. Muayene ediyor iki ağız açıp. Sonra ilaç yazıp gönderiyor. Tipik devlet hastanesi gibi yani. Bir tane ilacı da kendi veriyor o sırada. Diğer kalanları bir sonraki gün alabiliyorsunuz. Ve tabi tek tek. Her gün gidip almanız lazım iyileşene kadar. Eğer hastaneye sevk yazılmışsanız da o gün sabah içtimasına sivil katılıyor ve şehir merkezini boyluyorsunuz. Ben hiç gitmedim, giden varsa yorumlarda deneyimlerini aktarsınlar 🙂

Sağlık kontrolü olarak iki anımdan kısaca bahsetmek istiyorum. Birisi RDM, diğeri de ayrılış muayenesi. RDM dedikleri şey Rehabilitasyon Danışma Merkezi demek. Kayıt sırasında bu bölüm tarafından muayene ediliyorsunuz. Bizim muayenemiz topluca gerçekleşti. 25-30 kişi aynı odada çeşitli sorulara tutulduk. “Hiç psikolojik tedavi aldın mı?”, “Uyuşturucu kullandın mı?” gibi sorular. Yani bu soruları kim olsa o kadar kişinin içinde cevaplamaz herhalde. Herkes haliyle yok dedi. Sonra topluca hepsine “hayır” yazıp imzalayıp verin dedi ve bitti 🙂

Ayrılış muayenesi de benzer şekilde oldu denebilir 🙂 Çünkü bu muayene tam terhis olmadan yaşanıyor. Daha gitmeden önce size “iyi değilim derseniz sevk yazılırsınız, askerliğiniz uzar” direktifleri verildiğinden 400 kişilik toplu muayene öksürükler ve hapşırıklar eşliğinde “harikayım, süperim” nidalarıyla geçti. En bombası ise “Tansiyon hastası var mı?” sorusuydu. Eğer olan varsa ölçeceklerdi, olmayan herkesin tansiyonu 80/100 şeklinde kayıtlara geçti. Kalp atışı da 80’di sanırım 🙂

Ben bir kere hasta olup revire düştüm. Hastalığım da 12 saatte geçti. Daha da hasta olmadım. Sadece son günlerde soğuktan dolayı sıtma vurdu. Onda da kısa sürede geçti. Şu an bu yazıyı gayet sağlıklı yazıyorum 🙂

7 dakikalık duş

Sağlık demişken herkesin can alıcı sorusu duş ve banyodan bahsetmemek olmazdı. Her gün duş alan biri olarak, 21 günde toplamda 2 kez duş alabildim 🙂 Birisi 7 dakika, diğeri 10 dk sürebildi. Sabahları 4.5, 5 gibi “İhtiyaç Banyosu” vardı, o soğukta hamama gitmeye gücünüz yetiyorsa 🙂

Duş günlerimiz Çarşamba’ydı. Son haftaki duş gününde kazan bozulduğu için otobüsle bilmemkaç kilometre ötedeki binadaki hamamları kullanabileceğimiz söylendi. Ve tabi gidenler hasta olarak geri döndüler.

Zaman zaman buz gibi soğuk suyla kafamı yıkadığım oldu. Islak mendille ise genel temizliğimi yaptım. Duş konforunu unutmakta fayda var. Ama başka bir arkadaşım da Kayseri’de bizim her zaman sıcak suyumuz vardı demişti. Yani bu “devletin imkanları”nın dağılımına göre değişiyor yine 🙂

Sıcaklığı unuttum

Az önce de dediğim gibi sıcak duş hayaldi ve ödül oyunu gibiydi. Erzincan da güneş açtığında 20 derece, güneş gittiğinde -20 derece oluyordu resmen. Ve son 3-4 gün o güneş hiç gelmedi. En bombası da kaloriferlerin “yaz tarifesine” geçmiş olmasıydı. İmzalı emirle yanan kalorifer kazanı, “yaz geldi kapan artık” emrini aldığı için son 3-4 gün buz gibi havada eğitimlerin ardından buz gibi koğuşlarda yorgan altında nefesimle ısınmakla geçti. Eğitim sırasında “sauna” hayali falan kuruyordum. Terhis olduğum an şehirdeki en yakın hamama koşma hayaliyle o içtimanın bitmesi için zamanı durdurduğum bile oldu. Belki de beynim dondu bilmiyorum.

O günkü eğitimde de 100 kişilik takım için tasarlanmış 20 sandalyelik muhteşem dersanede taşa oturduğumu hatırlıyorum bir de. Isı kaynağı hiç olmadı.

Fotoğraf çekimleri

Tugayda bir fotoğrafhane var. Bazen fotoğrafçılar (!) eğitim alanlarına geliyor ve elindeki o makinenin hakkını verecek süper açılı süpersonik fotoğraflar çekip 10 TL’den satıyorlar. Ayrıca stüdyoda o klasik asker pozlarından da verebilirsiniz. Ben hiç heves etmedim ama edenler için böyle bir imkan da var. 1 tane o süpersonik fotoğraftan, bir de arkadaş grubumuzla topluca çekildiğimiz fotoğraftan aldım. Zaten dijital halini asla vermiyorlar.

Ama merak etmeyin, yemin törenine ailesi gelen arkadaşlarınız varsa onların telefonunda son gün bol bol fotoğraf çekilme şansınız oluyor.

Yemin Töreni

Az kaldı bitiyor sanırım 🙂 Gelelim Yemin Töreni’ne. Burada katılım bazı yerlerde gönüllülük esaslıymış sanırım. Biz 400 kişi olduğumuzdan ailesi gelenler öncelikli olacak şekilde 180 kişiyle Yemin Töreni’ne katıldık. Ben ailemi çağırmadım ama ben de törende yürüdüm (Komutan “seçmeler için yürüyemeyecek ve sakat olanlar kenara ayrılsın” dediğinde hiç bir engelim olmamasına rağmen kenara ayrılıp o utancı yaşamayayım diye – 150 kişi orada elendi zaten).

Yemin Töreni için birkaç kez prova alınıyor ve sonunda büyük gün geliyor. 1 saat içinde bitiyor ve o kaygılarla dolu girdiğiniz kapıdan garip bir gülümsemeyle çıkıyorsunuz. Yemin Töreni DVD’sini isterseniz adresinize kargolattırabiliyorsunuz. Emanet telefonlar ise bölük komutanının kararına göre dağıtılıyor. Bizimkiler Yemin Töreni‘ne kadar alamamışlardı.

Dönüş bileti ile ilgili bahsedeceğimi söylemiştim yukarda, onu da atlamayayım. Bizim terhis tarihimiz resmi kayıtlarda 24 Nisan, ama 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na denk gelmesi nedeniyle yemin töreni bir gün önce yapıldı ve erken terhis olduk. O nedenle komutanlar içerde kesin bilgi vermediği sürece dönüş biletinizi almayın. Ve uçak bileti alıyorsanız kesinlikle esnek bilet alın.

Kapanış

Çok uzun oldu farkındayım ama bu satırlara umut bağlayan ve askerlik sırasını bekleyen yüzbinlerce kişi var. Umarım bu bilgiler sizin de işinize yarar ve merakınızı biraz da olsa giderir. İçeride herkes birbirine bağırarak sesleniyor. Bu bir aşağılama yöntemi değil gibi sanki, öyle haberleşiyorlar çünkü. Buna alışın mutlaka. Sabah “Haydi beyler haydi”, öğle “Beyler haydi içtima” çığırışları, akşamları “koğuşları boşalt” haykırışları havada uçuşacak.

Bavulunuzu çok fazla abartmayın. Kamuflaj ve havluları geç alma ihtimaline karşı yedek havlu, yedek iç çamaşırı, eşofman takımı ve terlik alın mutlaka. İç çamaşırı sayısını çok almanıza gerek yok. Askeriye de iç çamaşırını zaten 2 tane veriyor. İç çamaşırları ve çoraplar dahil diğer tüm eksikleriniz kantinlerde var zaten. Renginin de bir önemi yok gibi. Askeri renk olan haki rengi alacağım diye zorlamayın. Kimse kontrol etmiyor açıp 🙂

Kantinde tükenen tek şey Peçete ve Sigara oldu bizde. Tıraş bıçaklarına varana kadar var. Tekrar gitsem bavulumda 7 adet fanila, boxer vs. bile götürmezdim hiç.

Yazımı noktalarken söylemek istediğim bir şey var. Biliyorum sorularınız çok, bu yazdıklarımdan sonra öğrendiğiniz diğer bilgilerle çakışan şeyler mutlaka olacak. Bu sorularınız için sosyal medya hesaplarımdan soru yağmuruna tutmak yerine sorularınızı aşağıdaki soru bölümünden sormanızı rica ediyorum. Belki sizin soracağınız soru, başka birilerine de yardımcı olacak. Hepsini elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım. Yazıya da eklemeler yapacağım bu sayede. Burda maksadım herkesin bilgi alması, yoksa bana istediğiniz gibi ulaşabilirsiniz 🙂

https://fozdemir.com/bedelli-askerlik-deneyimlerim-erzincan-59-topcu-egitim-tugay-komutanligi

Continue Reading No Comments

Kütahya Havacı Er Kıyafetleri

2019-09-08
Posted by View: 186

Kütahya’daki havacı erlerin kıyafetleri nedir?

Kütahya Hava Er Eğitim Komutanlığı’nda bedelli ve acemi birliğini gerçekleştirecek olan asker diğer asker çamaşırlarına göre farklı giyinmek zorundadır. Havacılık Komutanlığı kıyafetleri ‘koyu gri’ üzerine kuruludur. İç çamaşırı olarak boxerın herhangi bir renkte kullanılması uygun görülürken, çorapların siyah kullanılması uygun görülmüştür. Kış ve sonbahar aylarında askerlik yapan havacı erler için içliğin rengi de görünmemek kaydı ile erlerin tercihine bırakılmıştır.

Kolide yer alan asker malzemeleri, askerlerin ihtiyaçlarına göre dizayn edilen ve deneyimlenen ürünlerden oluşmaktadır. Diğer birliklerden farklı olarak fanila rengi (koyu gri) ve siyah çorap TSK’nın havacı er standartlarına uygundur

Sizler için oluşturduğumuz asker temel ihtiyaçlar paketini inceleyebilirsiniz.

Continue Reading No Comments
Back to Top